Gebelik ve Kanama

Bence ilk bilinmesi gereken gebelik varlığında kanamanın ne kadar tehlikeli olabileceği değil, her kanamanın gebeliğin sonlandığı anlamına gelmediğidir. Bu sebepla değerli anne adaylarına ve yakınlarına, bir kanama durumunda paniğe kapılmamalarını ve bunun son derece basit bir şey de olabileceğini bilmelerini öneriyorum.Hangi kanamaların önemli olabileceğini bilmeniz ve doktorunuza güvenmeniz aslolandır.

Gebeliğin ilk yarısında %20’ye varan kadında kanama görülebilir. Bunun %50 kadarı ise ilk 8 haftada oluşur. Gebeliğinin ilk 20 haftasında kanama olan gebelerin yarısında ne yazık ki gebeliğin sonlandığını bilmek gerekir. Ayrıca, bir gebeliğini kanama nedeniyle kaybeden gebelerin, bir sonraki gebeliğinde yeniden kanama ve düşük ihtimali artmamaktadır. Bu dönemde görülen hafif lekelenme tarzı ve genelde kahverengi olan geçici kanamalar fizyolojik kabul edilir. Genellikle gelişen embriyonun döl yatağı duvarına yerleşmesi nedeniyle meydana gelir. Bu durum ikinci veya sonraki gebeliklerini yaşayan kadınlarda, ilk kez gebe kalan kadınlara göre daha sık görülür. Bu duruma halk arasında üste görme adı verilir. Ancak 2. ve 3. Trimesterlerde oluşan ve rahimden kaynaklanan kanamalar hemen her zaman placenta kaynaklıdır ve anormal olarak kabul edilmelidir.

Kanamanın adet kanamasından fazla olması, parçaların düşmesi veya kanamayla birlikte ateş ve karın ağrısının olması genellikle ciddi bir duruma işaret eder ve hemen doktorunuzla temasa geçmelisiniz.

Gebeliğin ilk 3 ayında meydan gelen kanamalarda %50 ihtimalle düşük tehdidi sözkonusu iken, %50’si fizyolojik kabul edilen önemsiz kanamalardır. Her kanama düşükle sonuçlanmaz. Ağrı ile seyreden yoğun kanamalarda düşük olasılığı artar. Anne yaşının ileri olması, embriyonun kalp hızının dakikada 90’dan az olması ve kanamanın pıhtılı parçalar halinde olması da düşük olasılığını arttıran durumlardır. Yapılan ultrasonografi ile embriyonun kalp atışlarının görülmesi, gebeliğin sağlıklı olarak devam edeceğini büyük oranda destekler. Bu dönemde sağlıklı bir embriyonun kalp hızı dakikada 150 – 160 civarındadır. Düşük tehtidi var ise en temel tedavi yatak istirahatıdır. Düşüğü önleyici amaçla progesteron içeren ilaçlar kullanılabilir. Ancak bunların faydalı olduğu yapılan çalışmalarda kesin olmamakla beraber daha önce üçten fazla düşüğü olan gebelerde progesteron kullanımı bazı durumlarda faydalı olabilir.

İlk 20 haftada görülen kanamaların diğer sebepleri ise, dış gebelik ve üzüm gebeliği de olabileceği için, teşhise giderken bunlarında ekarte edilmesi gerekir.

Dış gebelikte görülen vajinal kanama genellikle yoğun değildir. Birlikte genellikle tek taraflı kasık ağrısı vardır. Tanı kanda gebelik testi ve ultrasonografik tetkiklerin birlikte değerlendirilmesi sonucu konur. Erken dönemde tedavi; bazı seçilmiş olgularda ilaçla yapılabilir, gebelik haftası ilerlemiş olgularda ise tedavi ameliyattır. Çok ilerlemiş dönemde şiddetli karın ağrısı ve iç kanama oluşur. Bu durum acil ameliyat gerektirir. Detaylı bilgiyi Dış gebelik ile ilgili yazımda bulabilirsiniz.

Halk arasında üzüm gebeliği olarak anılan duruma tıp dilinde mol gebeliği adı verilir. Birkaç çeşidi olmakla birlikte en sık görülen formu hidatiform mol’dür. Üzüm taneleri büyüklüğünde çok sayıda parçanın düşürülmesi nedeniyle halk arasında bu ad verilmiştir. Bu kanamada genellikle ağrı yoktur. Tanı yine kan analizi ve ultrasonografinin birlikte kullanılması ile konur. Tedavide döl yatağı içinin kürete edilerek gebeliğin boşaltılması genellikle tek başına yeterlidir. Bazen ek olarak ilaç tedavisi gerekir.

Gebeliğin ikinci yarısında görülen kanamalar (20. gebelik haftasından sonra) daha nadirdir. Tüm gebeliklerin %4’ünde bu tip kanamalar görülür.
Genellikle placentaya bağlı sebeplerle olur. En yaygın sebep placentanın anne rahmine tutunduğu yerden erken ayrılması olarak bilinen “Ablatio Plasenta” diye adlandırılan durumdur. Placentanın tamamı değil genellikle küçük bir kısmındadır ayrılma ve ultrason ile tespiti genellikle kolay değildir. Çok ciddi kanamalar olabileceği gibi gebelik sonuna kadar hafif rahatsız etmeyecek kanama şeklinde de görülebilir.

Gebeliğini ikinci yarısında daha az görülen ama daha tehlikeli olan kanama sebebi ise“Plasenta Previa” dediğimiz durumdur. Plasenta Previa, bebeğin eşinin (plasenta) rahim ağzını ya tam yada kısmi olarak kapaması halidir. Bu durum genellikle 34. gebelik haftası civarında kanamaya yol açar. Bu dönemde döl yatağı ağzı nispeten incelmeye ve açılmaya başlamıştır. Bu açılma sırasında burada yerleşmiş olan plasentada kısmi olarak yerinden ayrılarak kanamaya yol açar. Bu durum daha ziyade çok sayıda doğum yapmış, ileri yaştaki gebelerle, daha önce çok sayıda sezaryen geçirmiş gebe kadınlarda görülür. Tedavisinde yatak istirahatı ve rahim ağzının açılmasını engelleyici ilaçlar kullanılır. Kanama eğer anneyi ve bebeği tehtid eder hal alırsa acil sezaryen planlanabilir. Plasenta previa’da tek doğum şekli sezaryendir.

Bir de halk arasında nişane denilen normal doğum eyleminin başlaması ile birlikte gelen kanlı ve sümüksü bir akıntı olur. Bu durum doğum eyleminin yaklaştığının habercisidir. Rahim ağzı kasılmalara bağlı olarak açılmaya başladığında, bu bölgede ince damarlar çatlayarak çok hafif kanamaya yol açabilir ve bu dışarı atılır.

UNUTMAYINIZ Kİ, ne düşecek bir gebeliği içerde tutmak mümkündür, ne de devam edecek bir gebeliği düşürmek.  Metanetizi korumak ve bebeğinize gereksiz stress yansıtmamak asıl dikkat etmeniz gereken konu olmalıdır.  EĞER bir gebelik sonlanıyorsa, bilmelisiniz ki bu sizin için ne kadar yıkıcı da olsa, ‘hayırlısı’ budur.

 

Paylaş: